SABA DENİZ UZUN

Benim hayat derslerimin en başında doğru anlaşılabilme isteği yer aldı, yıllarca yanlış anlaşılma kaygısı ve olduğum gibi kabul görme endişesi taşıdım, kolay olmadı kendimi olduğum gibi ifade edebilmem.. Bir dolu kök inancım vardı, annem de ifade edemezdi, babamda çok konuşturmazdı zaten, yıllar içinde hayatın ve her anın kıymetini anladıkça anlaşılma takıntısından vaz geçip bırak dağınık kalsın moduna geçince “Bana sohbetimi kaldırabilecek bir Dost ver.” Şems-i Tebrizi (k.s.)” sözü yeterli geldi…

2017 yılına farklı deneyimlerle giriyorum.. John of God ile çalışmaya başladığımızdan itibaren bir çok kişiden John of God rüyamda bana enerji çalıştı, psişik operasyon yaptı gibi değişik hikayeler dinledim.. Kendi hayatımda onlarca mucizesini yaşadığım, almadan sınırsız veren baba sevgisini tattığım John of God ile hiç böyle bir deneyimim olmamıştı… Hikaye anlatanları bazen zihnimle gerçek olabilir mi yoksa anlatılanlar fantazi mi diye bilinçsizce yargıladığım oldu… Akşam sabaha karşı John of God’ı uyur uyanık şekilde yanımda gördüm, (bu arada 2 hafta önce de Fatih Keçelioğlu Brezilya’da benim için kendisine şifa yaptırmıştı) önce kalbimin olduğu bölgeden aşağı doğru göğsümü yardı ardından bu yetmedi dedi ve tam kalbimin arkasına denk gelen yerden omuriliğimi yardı ve koltuklarıma doğru açtı devamında hepsini itinayla dikti.. Sabah tüm acısını ve işlemi duyumsayarak kalktım uykudan coşkuyla ve kuşkuyla İsmail’e kekeleyerek ve biraz da şokla John of God geldi beni ameliyat etti dedim, kıymetli kocama da yazık her gün yavaş yavaş deliren bir eşe sahip… Gariplik sonrasında devam etti çok sevdiğim enerjiye asla inanmayan, bu işler boş işler diye yıllarca beni kemiren Arkadaşım Suzan Whatsapp mesajı attı.. Mesajı olduğu gibi paylaşıyorum: Denizcigim seni rüyamda. Zamanın olursa okursun. Gün batimi saatlerinde bir deniz kenarında yalnız oturuyorum. Ama kendimi çok yaşlı hissediyorum. Aklima sen geliyorsun. Yillar oncesi. Diyorum ken kendime “ne işin var senin Brezilyalarda? Bir gittin bir daha da dönmedin.” Brezilya ya yerleşmişsin. Bi ses duyuyorum. Şoyle 20 li yaşlarda bir erkek sesi.”Suzan teyze Suzan teyze”diye bağiriyor. Hava da iyice kararmış göremiyorum. O erkek bana diyor ki “bak sana kimi getirdim”. Bir baktım sen. Nasıl seviniyorum bir yandan da ağliyorum.”Bu kim?” diyorum sana.”Suziciğim bu Çağatay” diyorsun. Genç bir delikanli. Nasıl yakışıklı sana anlatamam.”Bir gün biliyordum annenin seni iyileştireceğini.”diyorum. Öyle bir ağliyorum ki sabah uyandığım da yastığım su ıslak..
Bu sabah işte böyle uyandım. Herhalde sizi çok özledim ondan böyle bir rüya gördüm. Hala ağlıyorum. Her şey gönlünce olsun…. Velhasıl bu rüyayla ben göz yaşlarına boğuldum, dünya üzerinde hala iyi enerjilerle korunup kullandığımız mesajını almıştım 2017’ye girerken kendimce…Ve rüyada oğlumun iyileştiğinin görülmesi bile kocaman bir mutluluktu benim için… 2017 yılında dış etkenlerin esiri olmadan bir rüyayla mutluluğu yakalayabildiğimiz günler diliyorum kendime ve tüm sevdiklerime Saba Deniz Uzun…

Not: Büyük büyük baba John of God yine yaptı yapacağını uzaktan bile verdi hediyesini. Akşam yaşadığım operasyonun sonucunu Zihni’m merak ediyor acaba neler olacak, yaşayalım görelim.. Bu arada resimdeki kişi John of God’ın ta kendisi her yıl öksüz yetim ve fakir çocuklara bu kılıkta armağanlar dağıtır.

Çağatay’a hamileliğimde sağ ayağımın tırnağı sandalye bacağına küçük bir çarpmayla adeta parçalanmıştı.. Sonra o parçaları tek tek çektiler, uzun süre tırnaksız gezip Yeni ve modeli eskisinden küçük olan tırnağımla yaşamaya başladım, gel gör ki hiçbir zaman eski tırnağımın konforu olamadı, tırnağım sürekli batar oldu… Ne yapsam olmadı.. Kolay ayakkabı alamaz, istediğim ayakkabıyı giyemez oldum.. Meditasyonlarda bir süre sonra ayakkabıları fırlatıp topraklanma ayağına işi kurtarsam da kurumsallarda çaresiz saatler yaşar oldum.. Akşam bir ayakkabıcıya gittim, mağaza elemanı genç beye daha girdiğim gibi derdimi anlattım tırnağım batıyor.. Ben fazlasını demeden o çok derinini anladı.. Çünkü 3 aydır tırnağı batıyormuş, acı çekiyormuş ve kaç ayakkabı alıp değiştirdiyse olmamış.. Mağaza kapanışına 10dk vardı fakat ayakkabıcı lütfen uzun uzun bakın, ayakkabıyla gezin acele etmeyin dilerseniz ayırayım yarın yine mağazada ayakkabıyla gezinip alırsınız dedi, sonsuz bir zerafet ve iyilik haliyle.. Kasiyer kız burnundan soluyor hadi kapatıyoruz havasını yaşatıyordu.. Belli ki bu sıkıntıyı hiç yaşamamıştı.. Biz kasiyer baskılarına rağmen tırnağıma en uygun ayakkabıyı aldık o deneyimi yaşamış personelin büyük çabaları ile.. Sonuç olarak deneyim insan olabilmek adına insana sunulmuş en büyük armağandır… Bir ayakkabıcının ayağın halinden anlayarak ayakkabı satabilmesi nasıl güzel bir deneyim düşünsenize…Burada ayakkabı değil benim için hadise halden anlamanın illa deneyimle gerçekleşebilmesi, bize acı gelenin karşı tarafa insanlığa hizmete dönüşebilmesi. Yaşasın acı tatlı tüm deneyimler..